|
Anadolu Saz Kahramanı BAYRAM ARACI'nın KABRİ NEREDE?
Yoksulluk ve yokluk içinde, verem tedavisi için gittiği İstanbul' da 16 Ocak 1969' da vefat eden BAYRAM ARACI için her yıl etkinlik yapan yetkililere sesleniyoruz, Türk sazının ustasının kabri nerede? Elmadağ' da değilse, doğduğu yörenin topraklarına nakli yapılamaz mı?
Elmadağ'ın internetteki sesi Radyo ELMADAĞ olarak, İstanbul' da "Kimsesizler Mezarlığı"nda yatmakta olduğu söylenen, Türk saz virtüözü Bayram ARACI'nın adına yakışır bir "ANIT MEZAR"a ve Elmadağ İlçemize naklinin yapılmasını istiyor ve bekliyoruz.
::DESTEK-MESAJ HATTI(Tıklayınız)
16 Ocak 1969'da, bundan tam otuz iki sene önce İstanbul'da hayata gözlerini yuman Bayram Aracı, 1920'li yılların başlarında Ankara/Elmadağ'da doğdu.
Yörenin tanınmış sazcılarından Topal Mevlüt'ün oğludur.
Oldukça köklü kültürel değerlere ve bu değerlerden beslenen zengin bir nıüzik geleneğine sahip olan Ankara'ya çocuk denecek yaşlarda gelen Bayram Aracı, bir anda kendini Genç Osman, Yağcıoğlu Fehmi Efe, Ziya Yağar ve Kır Ağa gibi ehli dil insanların arasında bulur.
Özellikle Genç Osman ve Yağcıoğlu Fehmi Efe, saz ve söz erbabı oldukları kadar, kahve ve konaklarında edep erkan dahilinde muhabbetler, cümbüşler yapılan; fedakâr, dürüst ve ilkeli kişilikleri ile büyük saygı gören insanlar.
Genç Osman'ın (Osman Gençtürk) o klasik eski Ankara divanlarının, koşmalarının, türkü ve oyun havalarının meşhur bir icracısı olduğu kadar, sözü sohbeti dinlenir, irfan sahibi değerli bir insan olduğunu da biliyoruz. O kadar ki, Genç Osman'ın çalıp okuduğu Ankara Divanını, Yağcıoğlu'nun oynadığı Karaşar zeybeğini ve söylediği bozlağı eski Ankaralılar hâlâ büyük bir hayranlıkla överler. Neredeyse yarım asırdır Hamamönü'ndeki saz dükkanında muhabbet ehli ile sazlı sözlü sohbete bir gün bile ara vermeyen Mehmet Cihan (79) bunlardan biri ve o günleri şöyle anlatıyor:
"Bayram Aracı'nın hâki renkli bir külot pantolonu, pileli, renkli bir gömleği, ayağında ökçesine basık ayakkabısı olurdu. Hoca'nın Ziya, Yağcıoğlu ve Genç Osman, Bayram'ı evlatları gibi sever, onunla ilgilenirlerdi. Tabii bir de Kır Ağa; hani Ankara'nın o meşhur "Misket"ine aşık olan yiğit... O günler, Yağcıoğlu'nun konağı başta olmak üzere evlerde, konaklarda Ankara cümbüşlerinin, muhabbetlerinin tüm canlılığı ile devam ettiği günler. En sık uğradığı, dönemin ünlü sanatçılarının da müdavimi olduğu Hamamönü'ndeki Hasıraltı meyhanesi Bayram Aracı'nın evi gibiydi. Bir gün merhum Ahmet Gazi Ayhan'la arka arkaya sahne aldığı bu mekânda, Ayhan'a fark atmak ve büyüklüğünü göstermek için sazının bütün perdelerini keserek perdesiz saz çalmış ve büyük takdir toplamıştı. Rahmetli çok kısa sürede şöhrete kavuştu fakat öyle kolay kolay ölçüye tartıya gelen bir adam olmadığı için, bir süre sonra Ankara ona dar geldi ve tuttu 40'lı yıllarda İstanbul'a gitti..."
İşte Ankara'da Misket, Hüdayda, Yandım Şeker, Atım Araptır, Ankara Zeybeği gibi geleneksel Ankara türkü ve havalarını büyük bir canlılık ve dinamizm içinde icra eden Bayram Aracı, 1940'lı yılların ortalarında birden bire kendini gazinolarda bulur.
Haydar Tatlıyay'ın tavassutu ile ilk sahneye çıktığı gazino, Kristal ve Nohutlu'dur.
O günler gazino, taverna benzeri müzik ve eğlence yerlerinin hızla çoğaldığı günlerdir. "Şehir"e ve "şehirliler"e has bu mekânlarda, bir anlamda geleneksel "şehir müziği" diyebileceğimiz bugünkü adıyla Türk Sanat Müziği icra edilmekte ve en ünlü starlarda Safiye Ayla, Müzeyyen Senar ve Hamiyet Yüceses başta olmak üzere, Türk Sanat Müziği söyleyenler arasından çıkmaktadır... Bu mekânlarda türküye de türkü söyleyene de -bazı nostaljik duygulanmalar dışında- fazla rağbet edilmez. Halkın küçümsendiği, halkın müziği olan türkünün kaba ve ilkel bulunduğu, türkü söyleyenlerinde "sanatçı"dan çok "zanaatçı" gibi görüldüğü o yıllarda, elinde sazı, dilinde türküleriyle beş yıldızlı gazinoların yanar döner sahnelerinde, bir delikanlı fırtına gibi esmeye başlar. İsmini gazinoların yaldızlı neonlarına yazdırtan, dönemin starlarıyla aynı gazinolarda assolist otarak sahne alan bu delikanlı işte Ankaralı Bayram Aracı'dan başkası değildir.
Muzaffer Sarısözen'in davetiyle Ankara Radyosu'nun ilk yıllarında sesi ve sazıyla bir süre radyo yayınlarına katılan (1939) Aracı daha sonra İstanbul'a giderek gazinolarda icrayı sanat eylemeye başlar (1948). O artık ismi bağlama ile birlikte anılan, kendinden sonra gelen hemen bütün saz sanatçılarını etkileyen, bir anlamda bizim ilk bağlama virtüozumuz denilebilecek önemli bir sanatçıdır. Bazı 45'liklerde isminin önüne çok önemli ve anlamlı bir de sıfat eklendiğini görüyoruz. "Anadolu Saz Kahramanı: Bayram Aracı". Böylece bir anlamda Anadolu'yu, Anadolu'nun sazını, sözünü ve türküsünü temsil misyonunu kendiliğinden üstlenen Bayram Aracı için üstad Neşet Ertaş şöyle diyor: "Bayram Aracı bağlamada benim en çok etkilendiğim sanatçılardan biridir. Özellikle "Re" perdesinden tutarak (Re karar sesi) ile çalması beni de Çekiç Ali' yi de etkilemiştir. Sazı çok canlı, ritimli çalardı. Değişik tezene atış şekilleri vardı, çok süslü ve gösterişli çaldığı için hepimiz etkilenirdik onun sazından..."
Merhum Nida Tüfekçi Hoca bir konuşmasında Aracı için şu tesbitlerde bulunmuştu: "Bizim kuşağın sanatseverleri Bayram Aracı' yı büyük bir övgü ve sevgi ile anarlar. Bağlamanın sevilmesinde, halk müziğinin yayılmasında önemli hizmetleri olmuştur. Coşkulu tavrı, bağlamayı bağlama gibi çalmadaki ustalığı ile, özellikle Ankara dolaylarının tavrıyla çaldığı ezgilerdeki başarısıyla hâlâ canlı olarak yaşayan bir sanatçıdır."
Arif Sağ'ın değerlendirmesi ise şöyle: "1960'lı yıllarda Neşet Ertaş ve Orhan Gencebay'la birlikte üçümüzün de ortak yanlarından biri Bayram Aracı hayranlığı idi. Benim küçükken Bayram Aracı'ya büyük bir tutkum vardı. Zaten Gencebay'ın temelinde Bayram Aracı var. Ertaş da çok severdi. Yani ortak muhabbetimizde hemen Bayram Aracı ortaya çıkardı. Bayram Aracı bir dönem gazinolarda assolistleri aşağı indirmiş bir sanatçıydı."
Bayram Aracı, başta "Ankara tavrı" olmak üzere, sazda değişik tezene şekillerini, sesini ve farklı icra üsluplarını cesaretle kullanarak oldukça renkli bir icra yakalamıştır. Bir taraftan geleneksel tavır ve üslubu belli ölçüde yenilerken öte yandan "piyasa tavrı" denilen popüler icraanın ilk örneklerini de veren ilginç bir sanatçı kişiliği vardır. Okuyuşundaki yiğitçe, hatta yer yer külhanbeyi edası, sanatını daha çok işret ortamlarında icra etmesinden kaynaklanan bir üslup özelliği olabilir. Sesini mümkün olduğunca kalınlaştırıp bazan geniz, bazan kafa sesi kullanarak okuduğu türküleri resitatif nida motifleri ile, konuşmalarla, mahalli söz ve seslerle süslemesi karakteristik Ankara tavrı olarak hemen kendini belli eder.
Bazen kısa, bazan uzun introlarla başladığı oyun havalarını, sağ elin parmaklarını sazın göğsüne bir biri ardına bir ritm içinde vurarak süslemesi Aracı'dan önce de yaygın mıydı tam bilemiyoruz ama, onunla birlikte büyük yaygınlık kazandığı söylenebilir. Eserin ritmik akışı içinde eliyle sazın tüm tellerini kapatıp açarak icraya farklı bir renk ve ritmik zenginlik kazandırmasını da tipik Bayram Aracı tarzı olarak nitelemek mümkün. Bütün bunlar, sanatçıyı zaman zaman adeta "tek kişilik orkestra" zenginliğine taşır.
Bayram Aracı'nın oldukça cesur ve kendinden emin bir icra üslubu vardır. Kiraz kabuğundan yapılmış tezenesini bazan bir tek tele, bazan da bütün tellere vurarak zengin bir tını yakalar. Eserin başında bir tür intro gibi başlayan gezinmeler, çoğu zaman eserin ait olduğu makamın seyrini gösteren bir taksim tadında uzar gider. Bunların öyle tesadüfen değil, bilerek ve özellikle taksim tarz ve üslubunda yapıldığını, Bayram Aracı'nin üstad Tanburi Cemil ile yakınlığını öğrendikten sonra anlıyoruz. Sanatçının İstanbul yıllarına rastlayan bu beraberlik, belli ki Bayram Aracı'da Tanburi Cemil'in o insanı büyüleyici usta işi taksimlerini taklit arzusu doğurmuş olmalı.
Esas itibariyle yöresine ait anonim türkü ve havaların usta bir mahalli icracısı olan Bayram Aracı'nın, bununla yetinmeyip "beste" de yaptığını görüyoruz. Kendi repertuvarındaki anonim Ankara türkülerine çok benzeyen bu bestelerin söz ve müzik otarak farklı bir estetiği, orijinal bir güzelliği yansıttıklarını söylemek zor. Özellikle söz yönünden dönemin basit ve sıradan popüler şarkı sözlerini andıran bu eserlerin müzik yönünden de, Aracı'nın kendisinden derlenen "Bülbüle su verdim altın tasınan" gibi türkülere çok benzediğini görüyoruz.
Bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum: Bazı sanatçılar bizzat sanatlarıyla büyük ve önemlidirler, bazıları da sanatlarından ziyade üstlendikleri misyonla önemlidirler. İşte Bayram Aracı ikinci gruba giren sanatçıların en tipik örneklerinden biridir. Şüphesiz bağlama icrasında kendine has önemli yenilikler getirmiş, dönemine göre ileri bir çalma tekniği geliştirmiş ve acilite yönünden gıpta ile izlenmiş önemli bir sanatçıdır fakat bu, hiç bir zaman icra ettiği her eserin usta işi ve başarılı olduğu anlamına gelmez. Mesela bu albümde de yer atan Ankara'nın en çok sevilen karakteristik oyun türküsü "Hüdayda"nın icraası pek çok yönden sıradan bir icradır aslında. En tipik nağme ve motiflerini dilsiz çoban kavalı ile icra edildiği zaman ele veren ve klasik kaval ezgilerinden olan "Karakoyunu suya indirme havası"nı da solo bağlama ile icra eden Bayram Aracı'nın bu icraası da biraz artistik, biraz fantastik arayıştan öte fazla anlamı olmayan denemelerdir.
Bayram Aracı da, ömrü boyunca çalıp çığıran ve bunun dışında elinden pek de bir şey gelmeyen, kendini sazına ve sanatına adamış benzerleri ile aynı kaderi paylaşarak, yokluk ve yoksulluk içinde, verem tedavisi için gittiği İstanbul'da 16 Ocak 1969'da hayata gözlerini yumdu. Kendisi de bir sanatçı olan (TRT Ankara Radyosu Türk Sanat Müziği Sanatçısı) Mualla Mercan ile evliliğinden Elvan adlı bir oğlu oldu. ikinci evliliğini Melek hanımla yapan sanatçı sıcak ve mutlu bir aile yuvası özlemi ile, ince hastalığın pençesinde hayata veda etti. Cenazesinin defnedilmesinde Kırşehirli ünlü halk sanatçısı merhum Şemsi Yastıman'ın yakından ilgilendiğini biliyoruz.(Kaynak:Müzikdersleri.net)
|